15.09.2016

Sözüm Ona ?!

Her koşulda her ortamda söylenebilecek bir atasözünün veya özlü sözün var olması çok keyifli değil mi sizce de? Tüm toplumların dününden bugününe ortak kültür, inanç, duygu ve düşüncelerini yansıtan kendilerine has sözcük öbekleri mevcut...
'Şans, alınan yenilgileri gülümsemeyle karşılayabilmektir. Azimli insan şanslı insandır.' demiş mesela, kendini beğenmiş olduğuna inandığım biri. Eskiden sadece 'şanssızlık işte' diyerek topu taca atma imkanımız varken şimdi şanssızlığımızın üstüne bir de azimsiz insan olarak yaftalanmak hoş olmadı ya, neyse. Yine de 'Her işte bir hayır vardır' demeli ve içtenlikle kabullenebilmeli insan başına gelenleri. İçtenlik mevzu bahis olduğunda 'Gülerken göbeği oynamayan adama güvenmem.'  diyen bu Çin atasözüne atıf yapmadan geçemeyeceğim. Gülerken bile "-mış" gibi yapan şahsiyetten mümkün olduğunca uzak durmakta fayda var. İçten bir gülümseme bulaşıcıdır ve bu gülücüğü paylaşmanın keyfi paha biçilemez...
Paylaştıkça artan başka şeyler de yok değil... Nitekim 'Zenginlik gübredir. Yalnızca saçıldığında yararlı olur.' lafı boş yere söylenmemiş olsa gerek. Para = gübre... Bu lafın üzerine yorum yapmak bana düşmez lakin Karadenizliler bilir, Karadeniz'de " Uyy, Fuşki koklana" diye bir tabir vardır. Fuşki = gübre demek. Dolayısıyla Karadenizli bir büyüğünüz size böyle söylediğinde alınmayın hemen, burnunuz gübreden değil paradan çıkmasın demek istemiştir belki, amin deyip karşıya geçin cevap vermeyin hemen büyüklerinize. (: 
Biz saçıp verim alabilmekten bahsede duralım bildiğimiz üzere maalesef, sırf para için bile insanlar birbirini öldürebilmekte...  Oysa ki 'Neden birbirimizi öldürüyoruz ki biraz beklesek zaten kendiliğimizden öleceğiz.' demiş sonuna kadar haklı olan biri. Bu sözü büyütüp billboardlara asmak, hatta yaşam felsefesi haline getirmek gerek ama asıl mesele bunu anlayabilecek algı düzeyine gelebilmek belki de... 
Bu algı düzeyine gelebilmek için her şeyi yaşayıp tecrübe etmeye de gerek yok aslında, bir Belçika atasözü ne demiş: 'Tecrübe tarak gibidir; hayat insana verir ama kel olduğu zaman.'  Anladık mı şimdi?! Biraz büyük sözü dinlemenin hiçbir zararı olmaz bilakis vaktinde öğüt almak faydalıdır kıymetini bilene. Öğüt veren sevdiklerimiz, büyüklerimiz bol olsun yeter ki (: 
Velhasılı kelam öyle ya da böyle hayat akıp gidiyor, bizler bir noktaya kadar müdahale edebiliyoruz, gerisi takdiri ilahi diyoruz... Vakti zamanında Hititlerin yapmış olduğu 'Tanrım! Değiştirilebilecek şeyleri değiştirebilmek için bana güç ver, değişemeyecek şeyleri kabullenebilmem için sabır ver ve bu ikisini ayırt edebilmem için akıl ver. '  duası bu durumun tarih boyunca böyle olduğunun özeti ve ispatı niteliğinde değil mi sizce de?
Uzun süreli sessizlikten sonra bu kadar kelam etmişken Mevlana'nın 'Bir cümle yeter sözden anlayana, destan yazsan fark etmez laftan anlamayana' dizeleriyle cümlenize sevgi ve saygılarımı iletiyorum efendim. (:

15.02.2015

GURYABANİ

Siz de benim gibi sınava girdiğinizde bir guryabaniye dönüşüyor musunuz? Normal şartlar altında kahvaltı etmeyen biriyim maalesef. Hatta akşama kadar bir şey yemeden günü kapatabilirim. Ne karnım guruldar, ne de açlık hissederim.
Ammavelakin ne zaman sınava girsem bir karın gurultusu başlıyor ki sormayın gitsin.  Kendimi kastıkça kasıyorum, ben kasıldıkça karnım bana inat daha çok gurulduyor sanki. Gerçekten sinir bozucu bir durum, hem benim hem de zannımca çevremdekiler için. ((:
Peki karnımız neden guruldar, hiç merak ettiniz mi?
Bildiğiniz üzere midemiz kaslı bir yapıda, sindirim için enzim üreterek sürekli kasılıp – gevşiyor. Midemiz boş olduğunda bu kasılıp-gevşeme hareketleri sırasında mide çeperleri birbirine sürtündüğünden gurul gurul sesler duyuyoruz.
Bir de hava faktörü var tabi. Her girişin bir çıkışı vardır malum. Dolayısıyla boş mide hava ile dolduğunda mide hareketleri ile birlikte hava kabarcıkları da hareket haline geçtiğinden guruldamalara sebebiyet verebiliyor.
Bir de benim ki gibi strese bağlı, psikolojik bir guruldama cinsi var sanıyorum. (:
Buradan sevgili mideme sesleniyorum. (: Yaramaz çocuklar gibisin, anneleri evde yedirir ama misafirliğe gider gitmez “Anne ben acıktım!” derler ya seninki de o hesap…  Sınava girer girmez sanki hiç yedirmezmişim gibi seni ses çıkarmaya başlıyorsun oysaki bunca senedir besliyorum, büyütüyorum seni, mümkün olduğunca yormamaya çalışıyorum, mide rahatsızlıklarına sebebiyet vermemeye çalışıyorum. Senin yaptığın iş mi yani gurr gurr da gurrr gurrr?
Sonuç itibariyle bir gulyabani değilim belki ama guryabaniyim (:

16.11.2014

Parmaklarımız Suda Kalınca Neden Buruşur?

Ellerimiz, ayaklarımız suda kalınca neden buruş buruş olur ki? Çocukken en merak ettiğim şeylerden biriydi bu durum.
Vücudumuzun birçok yeri tüylerle, kıllarla kaplı. Tüyden kıldan sorunlar yüzünden hem zaman hem para harcıyoruz ama bunların bile bir faydası olmalı mutlaka teoreminden yola çıktım ve çocukluğumun bilinmezini çözmeye bir adım yaklaşmış oldum böylece.

 Görsel

Şimdi efendim, vücudumuz bildiğimiz gibi hem gözle görülen hem de görülmeyen kıllarla kaplı. Kıl köklerimizde de sebum adı verilen yağ bezleri bulunmakta ki sivilcelerinde meydana gelme sebeplerinden biri olur kendileri ama sivilce mevzusuna hiç girmeden es geçeceğiz.
Bu yağ bezlerinin amacı cildi korumak ayrıca suyun vücudumuza girişine de engel olmak. Parmak uçlarımızda kıl olmadığı için sebum da bulunmuyor. Sebumun bulunmaması parmaklarımızın tamamen korumasız olduğu anlamına gelmiyor. Derimiz bildiğimiz gibi parmak uçlarımızda biraz daha kalın. Sıcağa, tenimize göre biraz daha fazla dayanıklı olmasından da fark ediyoruz aslında bu durumu.
Şimdi tüm bu hazırlık bilgilerinden sonra asıl konuya giriyoruz, sıkı durun. Biyoloji kitaplarımızı açıyoruz ve karşımızda OSMOZ. (:
Osmoz nedir dersen, şimdi su seçici geçirgen bir zar gördü mü (ki bizim derimiz oluyor bu olayda) dayanamaz çok olan yerden az olan yere doğru geçmek ister yani derimizin içine. Lakin derimiz de her gelen su damlasına  buyur hoş geldin demez. Su kendine yer edinmek isterken kalın derimizin altında çok da fazla yer bulamayacağı için ezişir büzüşür. Bu sayede de parmaklarımız buruş buruş olur.
Kafamdaki bir sorudan daha kurtuldum diye düşünüyorken geçtiğimiz günlerde haberlerde buruşmanın nedeninin ıslak nesneleri daha iyi kavramamızı sağlamak için olduğunu öğrendim. Düşününce bu da mantıklı geliyor aslında değil mi? (:

16.02.2013

İNTERNET KULLANIRKEN İKLİMİ DEĞİŞTİRİYORUZ

İnternette gezinirken, video izleyip sohbet ederken ya da elektronik posta yollarken iklim değişikliğinin artmasına neden olduğunuz aklınıza gelir mi?
Centre for Energy-Efficient Telecommunications (Enerji Verimliliği ve Telekominikasyon Merkezi) CEET ve Bell Labs tarafından yapılan araştırmanın sonuçları çarpıcı. Hazırlanan rapora göre internette gezinme, video izleme, sohbet etme, konuşma, e-posta ve diğer bulut temelli kullanımların sebep olduğu emisyonlar yılda 830 milyon ton karbondioksit.
Bu tüketim, havacılık sektörünün yarattığı toplam karbon emisyonu ile aynı. Buradaki sorunun önemli bir kaynağı ise internet firmalarının hizmetlerini verebilmek için kullandığı sunucular. Sorunun 2020 yılı itibarıyla çok daha büyüyeceği düşünülüyor.

Kaynak:ntvmsnbc.com

14.12.2011

EİNSTEİN’İN MEŞHUR SORUSU


Bu soruyu dünya üzerindeki insanların yalnızca %5'i çözebiliyormuş... Hadi sizlere kolay gelsin ben çoktan çözdüm bile:))


5 farklı renkte 5 ev var. Her evde farklı ülkeden 5 kişi oturuyor. Herkes farklı marka sigara ve farklı marka içki içiyor. Farklı hayvan besliyor.

İpucu:
1. İngiliz kırmızı evde yaşıyor,
2. İsveçli köpek besliyor,
3. Danimarkalı çay içiyor
4. Beyaz evin solunda yeşil ev var,
5. Yeşil evin sahibi kahve içiyor,
6. Kuş besleyen kişi A marka sigara içiyor,
7. Sarı ev sahibi B marka sigara içiyor,
8. Tam merkezdeki evde oturan kişi süt içiyor,
9. Norveçli ilk evde oturuyor,
10. Kedi besleyen kişinin yanındaki evde oturan kişi C marka sigara içiyor,
11. B marka sigara içen kişinin evinin yanındaki evdeki kişi at besliyor,
12. D marka sigara içen aynı zamanda bira içiyor,
13. Alman E marka sigara içiyor,
14. Mavi evin yanında oturan kişi Norveçli,
15. Su içen kişinin komşusu C marka sigara içiyor.

BALIĞI KİM BESLİYOR ???????

13.12.2011

KUANTUM İSİM ANALİZİ

İsmimizdeki harflerin karakterimiz üzerinde etkilerinin olabileceği hiç aklınıza gelmiş miydi? Analizciler kullanmış olduğumuz her harfin, sesin bir frekans yaydığını ve bu durumun bizin elektromanyetik alanımızı etkilediğini söylüyor. Ayrıca isimlerin baş harfinin çok önemli olduğuna dikkat çekerek “İsim A harfiyle başlıyorsa, kişinin algılaması yüksek, atılgan bir enerjiye sahip. B harfiyle başlıyorsa mücadeleci ve önsezileri güçlüdür. İsmi F ile başlayanlar güvenilir yapıya sahip olur. G ile başlıyorsa kıskanç ya da inatçı bir kişilik söz konusu. V harfi olan isimler başına buyruktur, bildiğini okur, dik kafalıdır. N sağduyu, P saygınlık, L ve S sanatçı, yaratıcı kişilik, T ticari yetenek ve kültürel birikimdir.” diyorlar. İşte isminizdeki harflerin karakterinizde yaratacağı etkiler ile ilgili bir çalışma..Ama nedense j harfi dışında pek kötü bir şey  yok..Yani eminim pek çoğumuz aaaa tıpkı ben diyecek:))

A: Atılgan-enerjik
B: Ön sezileri kuvvetli
C: Konuşma ve yazma yetenekleri olan
Ç: Zevk sefa düşkünü
D: Üstün güçlere sahip
E: Sıkıntılardan kurtulmak için mücadele eden
F: Uysal, güvenilir
G: İnatçı kişilik, gerginlik
H: Sakin ve durağan
I: Hassas
İ: Kırılgan
J: Kaprisli ve kıskanç
K: Başarılı, unvan sahibi
L: Sanatsal yeteneğe sahip
M: Ticarete yatkınlık
N: Sağduyulu
O: Gizliliği sever
Ö: İçine kapalı
P: Kendinden emin
R: Sert yapıya sahip
S: Hayalperest
Ş: Çok üretken ve güçlü
T: Duygularını zor açabilen
U: Durgun, çok ağır hareket eden
Ü: Başarısı sürekli engellenen
V: Kendi içine dönük, umursamaz
Y: Geçmiş üzüntüleri sürekli yaşarlar
Z: Bilimsel açıdan, okumayı seven.

ACUN İSMİ PARA GETİRİR
Yaygın isimlerden biri olan Mehmet için “M harfi mal ve mülk getirir ancak Mehmet yaşamda hayal kırıklıklarıyla karşılaşır. Üzüntüyle sevinci bir arada yaşar. Asiyelerin genelde hayatları hüsranla geçiyor. Füsunlar ya evlenemiyor ya da evlilikte sıkıntı yaşıyor. Acun ismi para getiren bir isim. Bir ismin içinde gül geçiyorsa, Güler, Nilgün, Gülay gibi bir türlü gülemiyor.”
Peki, ismimizin getirdiği olumsuzluklardan kurtulmak mümkün mü? Analizcilere göre mümkün. Kişiye soyağacı da incelenerek isim analizi yapılıyor. Sonra ulaşmak istediği şeylere bağlı olarak yeni bir isimle olumlu etkileri ortaya çıkarabiliyorsunuz.mesela,
İbrahim Tatlıses, İbrahim Tatlı olarak kalsaydı yükselemezdi. Soyadına iki S birden eklenince proje üretme, sanatçılık geldi. Bu Seda Sayan için de geçerli, bir sanatçı için çok ideal bir isim.
Hayata üreterek başlamış
İçinde S harfi ve dolayısıyla proje üretme var. Üstelik S başta. Yani Sezen hayata proje üreterek başlıyor. Üzüntü ve sevinci beraber yaşıyor, duyguları inişli çıkışlı. İsminde Z harfi olanlar hep öğrenmek ister. S ve U harfleriyle evren proje konusunda sürekli onu destekliyor. Bu, içinde su geçen bütün isimler için geçerli.
Deniz Baykal duygusal
D harfi aslında özel yetenekleri olan kişilerde bulunur ancak hemen akabinden gelen E harfi nedeniyle başladığı işi tam olarak bitirmek konusunda engellerle karşılaşıyor. Sağduyulu ancak duygusal tepkileri oluşuyor. Z harfi kültürel ve bilgi birikimini gösterir. Ancak Deniz’de onu yukarıya taşıyacak bir harf yok. Baykal ise kariyer yaptırır. Önsezileri, cesareti, algılaması yüksek, dirayetli, düşer yine kalkar.
Başbakan Erdoğan ‘doğal’ otorite
Recep ismi üzüntüyle sevinci beraber yaşamak, saygınlık ve önü açıklık gibi özellikleri beraberinde getiriyor. ‘Tayyip’ adında ticaret ve parayla ilgili yetenek, algılama ve atılganlık yüksek. P harfi saygınlık getiriyor. Eğer aile içinde bu ismi kullanıyorsa ailevi konularda çok duygusal. Erdoğan soyadı istikrarlı, inatçı ve tuttuğunu koparan bir yapıya sahip. Başbakan Erdoğan’ı zirveye getiren harf P. Bu harf nedeniyle doğal otorite, doğal idareci. Başbakanlıkta değil özel bir şirkette de görev alıyor olsaydı yine başta olurdu.
Abdullah Gül’ün önsezileri yüksek
Abdullah çok güzel bir isim. Üstelik ismindeki U, soyadındaki Ü harfinin olumsuz enerjisini ortadan kaldırdığı için gülmeme durumu yok. Algılaması, önsezileri, dirayeti çok yüksek. Bir olayı başlatıp devam ettirme gücü yüksek. İki L var, bu sanat yeteneği, yaratıcılık özelliği katıyor. Sona H harfi geldiği için başarıyı yakalayabiliyor. Cumhurbaşkanı’nın soyadından Ü’yü çıkarırsak geriye inatçılık ve sanatçı yanı kalıyor.
alıntıdır

25.11.2011

Melatoninim Zirve Yaptı - Yani Mevsimsel Depresyondayım

Eğer son günlerde bir sinir harbi içerisindeyseniz, 'Allaaaahhhh'ımmm çıldıracaaaaıımmmm!!!' diye ortalarda dolaşıyorsanız ''mevsimsel depresyon (Seasonal Affective Disorder-SAD)'' denen illetin pençesine düştünüz yada düşmek üzeresiniz.
Bahar çocuğuyum ben. En sevdiğim mevsimde ilkbahardır bu yüzden. Tüm o dengesizliklerine rağmen seviyorum baharı. O ağaçlar çiçeklendi mi, karıncalar yuvalarından çıktı mı nasıl mutlu oluyorum anlatamam.
Malum kış kapımızda soğuk sonbaharı yaşıyoruz şu günlerde. Artık güneş ışınları dolayısıyla da doğadaki gözle görülür canlı sayısı iyice azalmaya başladı. Börtü böcekler - çiçekler yakın zamanda kabuklarına çekilecekler. Bahar çocuğu olarak bu durum mutsuz ediyor beni. Neden mutsuzum diye ortalarda dolanıyorken melatonin ve serotonin hormonumsularıyla tanıştım. Bir çikolata sever olarak damarlarımdaki serotoninin farkındaydım zaten. Serotonin beslenme yoluyla etkilenebilen tek nörotansmitterdir.
Mutluluk artırıcı depresif azaltıcı etkileri de göz önüne alındığında her bayan gibi dibe vurunca tatlı krizine girerek dengeleyebiliyordum serotonin miktarımı ve buna bağlı olan mutluluk derecemi. (:
Ama gel gelelim melatonine.... O melatonin yok mu o melatonin.... Bu melatonin bir tür etanoamidmiş ve ışığa karşı duyarlıymış. Genelde 23.00 - 05.00 saatleri arası salgılanıyor yani gün ışığının iyice etkisini kaybettiği zaman diliminde. Melatonin geceleri - karanlıkta artıyor yani tam bizlerin uykuda olduğu zaman diliminde. Melatonin artması zaten kişiyi isteksiz, uykucu, az enerjik, yorgun, bitkin hissettiriyormuş. Normalde gündüzleri gün ışığının artmasıyla melatonin hormonu azalıyor ancak kışları gün ışığı gündüzleri de yetersiz olduğu için kişi yeterince gün ışığını özümseyemiyor böylece o yorgun bitkin ruh halinden kurtulamıyor.
E! bu bir gün değil iki gün değil bir yorgun iki bitkin derken ver elini depresyon işte. Bir daha mevsim bahara dönene kadar da geçmiyor. :( Sonuçta bu da bir hastalık dolayısıyla mevsimsel depresyonum geldi deyip rapor alabilsek hatta kışları ayılar gibi kış uykusuna yatabilsek keşke. (: Günün birinde ayıları bu kadar iyi anlayabileceğimi hiç düşünmemiştim. (:
Sağlıkla kalın...

20.07.2011

ZEKA SONRADAN GELİŞTİRİLEBİLİR Mİ?

Einstein'ın zekasının sadece %20'sini kullanarak büyük düşüncelere ulaştığını göz önüne alırsak zeka kadar, zekanın kullanımının da önemli olduğunu söylemek mümkündür. Çünkü zeka testleri tam olarak çocuğumuzun zekasını göstermeyebilir. Yani zeka testlerinde düşük skorlara sahip olan çocuğumuzu alıp zekasını geliştirecek yönde çalıştırır, bolca zeka testleri çözdürür, düşünceye sevk eden tartışmalar yapar, gelmiş geçmiş bilim adamlarının başarıya ulaştığı yollardan götürür, zihin becerileri ile el becerilerini birlikte geliştiren oyunlar oynatır, öğrenmeyi sevdirip merak duygusunu uyandırıp araştırmaya sevk edersek bir sene sonra aynı testi yaptığımızda çocuğumuzun zeka testinden aldığı puanların yüksek olduğunu görürüz.
Zeka, geliştirilebilinen hatta geliştirilmesi gereken bir yetenektir. Zekası yüksek çocukların genel özelliklerine baktığımızda çok erken yaşlardan itibaren öğrenmeye ilgi duyan, çabuk konuşan, çabuk yürüyen, hızlı algılayan ama algıladığı oranda çabuk sıkılan çocuklar olduğunu görmekteyiz. Bu çocuklar zekalarını yeşertecek ortamda olduklarında kapasite kullanımları artmakta ve çok büyük başarılara ulaşmaktadır.
Başarı için tek başına zeka yeterli değildir. Mozart, Picasso, Mikelanj, Steven Hawking gibi farklı dallarda deha diye nitelendirdiğimiz ve yaptıklarına akıl erdiremediğimiz insanlar bu
başarılarını yakalarken hedefledikleri alanda uzun yıllar gayret göstermiş olduklarıdır.
Küçükken ne kadar deha olursa olsun bir insan başarmak istediği konuda insan üstü bir çaba göstermedikçe bu başarıya ulaşamamaktadır. Dünya tenis sıralamalarında yeri senelerdir ilk 3'ten aşağı düşmeyen Federer'i ele alalım. İyi bir tenis eğitimi alıp bunun yanında çalışmalarını sürdürmese ne kadar yetenekli olursa olsun geldiği yerlerde olması mümkün olmayacaktı.
Yüksek zeka sadece çocukların işini kolaylaştıran bir yetenektir ancak unutmayalım ki zekamızı belirleyecek ve onun artışına katkıda bulunacak kocaman atıl bir beyin kapasitemiz var . Bu kapasiteyi bile iyi kullanabilsek o zaman yapabileceklerimizin boyutları çok daha büyük oranlara çıkacaktır.
Bu nedenle çocuklarımızın zihinsel yeteneklerini açığa çıkaracak, onların bu zihinsel kapasitelerini kullanacak yönde faaliyetlere yönlendirmeli, televizyon ve bilgisayarın onların beynini köreltmesine izin vermemeliyiz. Tabii ki televizyon ve bilgisayar tamamen kaldırılmamalı ama onların zihinsel kapasitelerini arttıracak zeka oyunlarına, el becerilerini arttıracak etkinliklere, bedensel gelişimlerini arttırmak için spora yönlendirmeli, sık sık onların düşünce becerilerini geliştirecek konular ortaya atıp tartışmalarını ve çok yönlü düşünmelerini sağlamalıyız. Bunu yaparken kaçınılması gereken tek şey söyledikleri ve yaptıklarını "aptalca" olarak nitelendirmemek, bize en saçma gelen fikirlerine bile yargılamadan yaklaşmamaktır.
Ders başarıları için nasıl okula gidiyor, özel öğretmenden ve dershanelerden dersleri konusunda yardım alıyorsak aynı şekilde zihinsel gelişimleri için eğitimcilerden, psikolog ve psikiyatristlerden yardım almalı onların bu alandaki bilgi ve tecrübelerinden faydalanmalıyız. Onların kişisel gelişimlerinin el yordamıyla ulaşabilme çabalarının çok daha ötesinde önemli olduğunu unutmamalıyız.

kaynak: hürriyet.com

17.07.2011

Iyyy! Tiksinç... Peki NEDEN???

Neye göre tiksiniyoruz?
Yaradan sızan iltihabın veya çürümüş etin görüntüsü pek çok kişinin midesini bulandırmaya yeter ve bu gibi zararlı oluşumlardan kaçınmanın da evrimsel bir dayanağının olması muhtemel. Aslında bu durum çok daha derin anlamlarla da ilişkili olabilir. Örneğin tiksinti, ahlak duygusunun ortaya çıkmasına neden olmuş olabilir.
İğrenme duygusunun korkuyla benzer bir evrimsel taban çerçevesinde geliştiği öne sürülüyor.
Londra Hijyen ve Tropik Hastalıklar Fakültesi’nden Valerie Curtis, tiksinmenin korkuyla aynı nedenlerle evrildiği görüşünde. Korku bizleri aslan ya da ayılar gibi avcılardan uzak tutmaktayken, iğrenmeyse parazit ve bakteriler gibi çok daha küçük boyutlu olanlarına karşı bir koruyucu melek olma özelliği  taşıyor. Üstelik iğrenme duygusu, ölümcül bakterileri tanıyarak onlardan uzaklaşan basit nematotlarda (bir yuvarlak solucan) bile görüldüğü şekliyle, hemen her canlıda mevcut.
Tüm bunlar oldukça mantıklı fakat Curtis işin bir başka boyutuna dikkat çekiyor, “Eğer ön bahçenize dışkılasam ya da içtiğiniz kahveye tükürsem ya da toplu taşıma araçlarında sürekli olarak kokulu gazlar üretsem sizleri vücut sıvılarımla tehdit etmiş olurum ve bu nedenle de hoş karşılanmaz. Fakat aslında ahlak kavramının gelişimine yönelik ilk izleri oluşturur. En azından ahlak kurallarını toplum içinde ortaya çıkaran yollardan bir tanesidir, yani yaydıklarınızla diğer insanları hasta etmemek. İnsanların kötü davranışlarıyla ortaya çıkan tiksinti duygusu organik sistemimizle doğrudan ilişkili.
Bu oldukça ilginç bir yaklaşım olmasına karşın, ahlak kurallarının bütününün ortaya çıkışından tamamiyle sorumlu olamaz. Örneğin hırsızlık veya insan öldürmek toplum tarafından ahlaksızca görülen davranışlar olmasına karşın iğrenme duygusuyla ilişkili değildirler. Curtis’in bulmacanın bu parçasına ilişkin düşünceleriyse şöyle: “Hastalık yapan etkenlere en fazla açık olan toplumlar daha fazla kapalı, sıkı ve koruyucu kurallara sahiptirler. Eğer hastalıkların yaygın olduğu bir toplumda yaşıyorsanız iğrenme konusunda daha hassas olacaksınız ve bu da tüm topluluk için geçerli bir hale gelecektir.”
Cornell Üniversitesi’nden David Pizarro ise iğrenmenin evrimsel bir tabanının olduğunu düşünmenin bir çok şeyi açıkladığını düşünmesine karşın yaklaşımın geniş bir yelpazeye uygulanması halinde kafasında soru işaretleri belirdiğini ifade ediyor, “Örneğin bir enfeksiyon salgın halini aldığında, insanların buna özellikle dikkat ettiklerini ancak bundan kaçınmaya yönelik olarak özel bir sistem geliştirmediklerini düşünüyorum.”


kaynak:http://www.ntvmsnbc.com/id/25168883/

15.03.2011

12 HAYVANLI TÜRK TAKVİMİ

Uygarlıklar tarih boyunca çeşitli takvimler kullanmışlardır. Bugün bile bazı devlet ve halklar farklı bir zaman-hesap sistemi kullanmaya devam etmektedir.
Türk alemi güneş yılını kendilerine has bir usulle yürütmüş, her yılı bir hayvan ismi ile adlandırmış, söz konusu hayvanın tabiatı üzerine yorum getirmişlerdir.
1. Sıçan Yılı: Fare senesi gelince hoşluk olur. Sene ortasında çok yağış olur. Sene sonunda fitneler uyanır. Cenk olur, niceleri kana boyanır. Kış, hem uzun hem soğuk olur. Fareler buğdayı yağma eder. Senenin başlarında doğanlar zeki ve iyi huylu olurlar. O yılın ortasında doğanlar, kötü huylu ve yalancıdırlar. Sene sonunda doğanlar, kötü işli, haset ve düzenbaz olurlar.
2. Sığır Yılı: Bu yılda yıldırımlar ve gök gürültülü yağmurlar olur. Kışın tipiler çok olur, kar çok yağar, kış uzun sürer. Buğday ve her çeşit meyve çok olur. Hastalık çok olur, baş ağrısı artar. Fitnelerden dolayı melikler gamlı olurlar. Dört ayaklılara helak erişir. Kışı şiddetli ve kısa olur. Meyveler soğuktan mahvolur. O sene doğan kızlar, oğlanlar, başkalarını işiyle meşgul olurlar.
 Senenin ortasında doğan, nurlu, zeyrek, güzel yüzlü ve mesrur olur. Senenin sonunda
 doğan, gönlü gamlı ve teni hasta olur.

3. Bars (Kaplan) Yılı: Bu yılda halk arasında düşmanlık ve adaletsiz işler olur. Padişahlar arasında geçimsizlik olur, sükunet yoktur. Yazın buğday ve meyvelere afet gelir, yani kuvvetli zelzeleler olur. Denizde dalgalı tufanlar olur.Halka düşmanlıkla öfke düşer. Zanaatkarların çoğu insanlara verdiği sözde durmazlar. Herkes korku ve karışıklığa düşer. Isıran canavar çok olur o zaman. Kış çok soğuk olur. Gözler ve nehirlerin suyu çok olur. Ortasında doğan, olgun olur. Sonunda doğan peynirci ve tembel olur.