14.12.2011

EİNSTEİN’İN MEŞHUR SORUSU


Bu soruyu dünya üzerindeki insanların yalnızca %5'i çözebiliyormuş... Hadi sizlere kolay gelsin ben çoktan çözdüm bile:))


5 farklı renkte 5 ev var. Her evde farklı ülkeden 5 kişi oturuyor. Herkes farklı marka sigara ve farklı marka içki içiyor. Farklı hayvan besliyor.

İpucu:
1. İngiliz kırmızı evde yaşıyor,
2. İsveçli köpek besliyor,
3. Danimarkalı çay içiyor
4. Beyaz evin solunda yeşil ev var,
5. Yeşil evin sahibi kahve içiyor,
6. Kuş besleyen kişi A marka sigara içiyor,
7. Sarı ev sahibi B marka sigara içiyor,
8. Tam merkezdeki evde oturan kişi süt içiyor,
9. Norveçli ilk evde oturuyor,
10. Kedi besleyen kişinin yanındaki evde oturan kişi C marka sigara içiyor,
11. B marka sigara içen kişinin evinin yanındaki evdeki kişi at besliyor,
12. D marka sigara içen aynı zamanda bira içiyor,
13. Alman E marka sigara içiyor,
14. Mavi evin yanında oturan kişi Norveçli,
15. Su içen kişinin komşusu C marka sigara içiyor.

BALIĞI KİM BESLİYOR ???????

13.12.2011

KUANTUM İSİM ANALİZİ

İsmimizdeki harflerin karakterimiz üzerinde etkilerinin olabileceği hiç aklınıza gelmiş miydi? Analizciler kullanmış olduğumuz her harfin, sesin bir frekans yaydığını ve bu durumun bizin elektromanyetik alanımızı etkilediğini söylüyor. Ayrıca isimlerin baş harfinin çok önemli olduğuna dikkat çekerek “İsim A harfiyle başlıyorsa, kişinin algılaması yüksek, atılgan bir enerjiye sahip. B harfiyle başlıyorsa mücadeleci ve önsezileri güçlüdür. İsmi F ile başlayanlar güvenilir yapıya sahip olur. G ile başlıyorsa kıskanç ya da inatçı bir kişilik söz konusu. V harfi olan isimler başına buyruktur, bildiğini okur, dik kafalıdır. N sağduyu, P saygınlık, L ve S sanatçı, yaratıcı kişilik, T ticari yetenek ve kültürel birikimdir.” diyorlar. İşte isminizdeki harflerin karakterinizde yaratacağı etkiler ile ilgili bir çalışma..Ama nedense j harfi dışında pek kötü bir şey  yok..Yani eminim pek çoğumuz aaaa tıpkı ben diyecek:))

A: Atılgan-enerjik
B: Ön sezileri kuvvetli
C: Konuşma ve yazma yetenekleri olan
Ç: Zevk sefa düşkünü
D: Üstün güçlere sahip
E: Sıkıntılardan kurtulmak için mücadele eden
F: Uysal, güvenilir
G: İnatçı kişilik, gerginlik
H: Sakin ve durağan
I: Hassas
İ: Kırılgan
J: Kaprisli ve kıskanç
K: Başarılı, unvan sahibi
L: Sanatsal yeteneğe sahip
M: Ticarete yatkınlık
N: Sağduyulu
O: Gizliliği sever
Ö: İçine kapalı
P: Kendinden emin
R: Sert yapıya sahip
S: Hayalperest
Ş: Çok üretken ve güçlü
T: Duygularını zor açabilen
U: Durgun, çok ağır hareket eden
Ü: Başarısı sürekli engellenen
V: Kendi içine dönük, umursamaz
Y: Geçmiş üzüntüleri sürekli yaşarlar
Z: Bilimsel açıdan, okumayı seven.

ACUN İSMİ PARA GETİRİR
Yaygın isimlerden biri olan Mehmet için “M harfi mal ve mülk getirir ancak Mehmet yaşamda hayal kırıklıklarıyla karşılaşır. Üzüntüyle sevinci bir arada yaşar. Asiyelerin genelde hayatları hüsranla geçiyor. Füsunlar ya evlenemiyor ya da evlilikte sıkıntı yaşıyor. Acun ismi para getiren bir isim. Bir ismin içinde gül geçiyorsa, Güler, Nilgün, Gülay gibi bir türlü gülemiyor.”
Peki, ismimizin getirdiği olumsuzluklardan kurtulmak mümkün mü? Analizcilere göre mümkün. Kişiye soyağacı da incelenerek isim analizi yapılıyor. Sonra ulaşmak istediği şeylere bağlı olarak yeni bir isimle olumlu etkileri ortaya çıkarabiliyorsunuz.mesela,
İbrahim Tatlıses, İbrahim Tatlı olarak kalsaydı yükselemezdi. Soyadına iki S birden eklenince proje üretme, sanatçılık geldi. Bu Seda Sayan için de geçerli, bir sanatçı için çok ideal bir isim.
Hayata üreterek başlamış
İçinde S harfi ve dolayısıyla proje üretme var. Üstelik S başta. Yani Sezen hayata proje üreterek başlıyor. Üzüntü ve sevinci beraber yaşıyor, duyguları inişli çıkışlı. İsminde Z harfi olanlar hep öğrenmek ister. S ve U harfleriyle evren proje konusunda sürekli onu destekliyor. Bu, içinde su geçen bütün isimler için geçerli.
Deniz Baykal duygusal
D harfi aslında özel yetenekleri olan kişilerde bulunur ancak hemen akabinden gelen E harfi nedeniyle başladığı işi tam olarak bitirmek konusunda engellerle karşılaşıyor. Sağduyulu ancak duygusal tepkileri oluşuyor. Z harfi kültürel ve bilgi birikimini gösterir. Ancak Deniz’de onu yukarıya taşıyacak bir harf yok. Baykal ise kariyer yaptırır. Önsezileri, cesareti, algılaması yüksek, dirayetli, düşer yine kalkar.
Başbakan Erdoğan ‘doğal’ otorite
Recep ismi üzüntüyle sevinci beraber yaşamak, saygınlık ve önü açıklık gibi özellikleri beraberinde getiriyor. ‘Tayyip’ adında ticaret ve parayla ilgili yetenek, algılama ve atılganlık yüksek. P harfi saygınlık getiriyor. Eğer aile içinde bu ismi kullanıyorsa ailevi konularda çok duygusal. Erdoğan soyadı istikrarlı, inatçı ve tuttuğunu koparan bir yapıya sahip. Başbakan Erdoğan’ı zirveye getiren harf P. Bu harf nedeniyle doğal otorite, doğal idareci. Başbakanlıkta değil özel bir şirkette de görev alıyor olsaydı yine başta olurdu.
Abdullah Gül’ün önsezileri yüksek
Abdullah çok güzel bir isim. Üstelik ismindeki U, soyadındaki Ü harfinin olumsuz enerjisini ortadan kaldırdığı için gülmeme durumu yok. Algılaması, önsezileri, dirayeti çok yüksek. Bir olayı başlatıp devam ettirme gücü yüksek. İki L var, bu sanat yeteneği, yaratıcılık özelliği katıyor. Sona H harfi geldiği için başarıyı yakalayabiliyor. Cumhurbaşkanı’nın soyadından Ü’yü çıkarırsak geriye inatçılık ve sanatçı yanı kalıyor.
alıntıdır

25.11.2011

Melatoninim Zirve Yaptı - Yani Mevsimsel Depresyondayım

Eğer son günlerde bir sinir harbi içerisindeyseniz, 'Allaaaahhhh'ımmm çıldıracaaaaıımmmm!!!' diye ortalarda dolaşıyorsanız ''mevsimsel depresyon (Seasonal Affective Disorder-SAD)'' denen illetin pençesine düştünüz yada düşmek üzeresiniz.
Bahar çocuğuyum ben. En sevdiğim mevsimde ilkbahardır bu yüzden. Tüm o dengesizliklerine rağmen seviyorum baharı. O ağaçlar çiçeklendi mi, karıncalar yuvalarından çıktı mı nasıl mutlu oluyorum anlatamam.
Malum kış kapımızda soğuk sonbaharı yaşıyoruz şu günlerde. Artık güneş ışınları dolayısıyla da doğadaki gözle görülür canlı sayısı iyice azalmaya başladı. Börtü böcekler - çiçekler yakın zamanda kabuklarına çekilecekler. Bahar çocuğu olarak bu durum mutsuz ediyor beni. Neden mutsuzum diye ortalarda dolanıyorken melatonin ve serotonin hormonumsularıyla tanıştım. Bir çikolata sever olarak damarlarımdaki serotoninin farkındaydım zaten. Serotonin beslenme yoluyla etkilenebilen tek nörotansmitterdir.
Mutluluk artırıcı depresif azaltıcı etkileri de göz önüne alındığında her bayan gibi dibe vurunca tatlı krizine girerek dengeleyebiliyordum serotonin miktarımı ve buna bağlı olan mutluluk derecemi. (:
Ama gel gelelim melatonine.... O melatonin yok mu o melatonin.... Bu melatonin bir tür etanoamidmiş ve ışığa karşı duyarlıymış. Genelde 23.00 - 05.00 saatleri arası salgılanıyor yani gün ışığının iyice etkisini kaybettiği zaman diliminde. Melatonin geceleri - karanlıkta artıyor yani tam bizlerin uykuda olduğu zaman diliminde. Melatonin artması zaten kişiyi isteksiz, uykucu, az enerjik, yorgun, bitkin hissettiriyormuş. Normalde gündüzleri gün ışığının artmasıyla melatonin hormonu azalıyor ancak kışları gün ışığı gündüzleri de yetersiz olduğu için kişi yeterince gün ışığını özümseyemiyor böylece o yorgun bitkin ruh halinden kurtulamıyor.
E! bu bir gün değil iki gün değil bir yorgun iki bitkin derken ver elini depresyon işte. Bir daha mevsim bahara dönene kadar da geçmiyor. :( Sonuçta bu da bir hastalık dolayısıyla mevsimsel depresyonum geldi deyip rapor alabilsek hatta kışları ayılar gibi kış uykusuna yatabilsek keşke. (: Günün birinde ayıları bu kadar iyi anlayabileceğimi hiç düşünmemiştim. (:
Sağlıkla kalın...

20.07.2011

ZEKA SONRADAN GELİŞTİRİLEBİLİR Mİ?

Einstein'ın zekasının sadece %20'sini kullanarak büyük düşüncelere ulaştığını göz önüne alırsak zeka kadar, zekanın kullanımının da önemli olduğunu söylemek mümkündür. Çünkü zeka testleri tam olarak çocuğumuzun zekasını göstermeyebilir. Yani zeka testlerinde düşük skorlara sahip olan çocuğumuzu alıp zekasını geliştirecek yönde çalıştırır, bolca zeka testleri çözdürür, düşünceye sevk eden tartışmalar yapar, gelmiş geçmiş bilim adamlarının başarıya ulaştığı yollardan götürür, zihin becerileri ile el becerilerini birlikte geliştiren oyunlar oynatır, öğrenmeyi sevdirip merak duygusunu uyandırıp araştırmaya sevk edersek bir sene sonra aynı testi yaptığımızda çocuğumuzun zeka testinden aldığı puanların yüksek olduğunu görürüz.
Zeka, geliştirilebilinen hatta geliştirilmesi gereken bir yetenektir. Zekası yüksek çocukların genel özelliklerine baktığımızda çok erken yaşlardan itibaren öğrenmeye ilgi duyan, çabuk konuşan, çabuk yürüyen, hızlı algılayan ama algıladığı oranda çabuk sıkılan çocuklar olduğunu görmekteyiz. Bu çocuklar zekalarını yeşertecek ortamda olduklarında kapasite kullanımları artmakta ve çok büyük başarılara ulaşmaktadır.
Başarı için tek başına zeka yeterli değildir. Mozart, Picasso, Mikelanj, Steven Hawking gibi farklı dallarda deha diye nitelendirdiğimiz ve yaptıklarına akıl erdiremediğimiz insanlar bu
başarılarını yakalarken hedefledikleri alanda uzun yıllar gayret göstermiş olduklarıdır.
Küçükken ne kadar deha olursa olsun bir insan başarmak istediği konuda insan üstü bir çaba göstermedikçe bu başarıya ulaşamamaktadır. Dünya tenis sıralamalarında yeri senelerdir ilk 3'ten aşağı düşmeyen Federer'i ele alalım. İyi bir tenis eğitimi alıp bunun yanında çalışmalarını sürdürmese ne kadar yetenekli olursa olsun geldiği yerlerde olması mümkün olmayacaktı.
Yüksek zeka sadece çocukların işini kolaylaştıran bir yetenektir ancak unutmayalım ki zekamızı belirleyecek ve onun artışına katkıda bulunacak kocaman atıl bir beyin kapasitemiz var . Bu kapasiteyi bile iyi kullanabilsek o zaman yapabileceklerimizin boyutları çok daha büyük oranlara çıkacaktır.
Bu nedenle çocuklarımızın zihinsel yeteneklerini açığa çıkaracak, onların bu zihinsel kapasitelerini kullanacak yönde faaliyetlere yönlendirmeli, televizyon ve bilgisayarın onların beynini köreltmesine izin vermemeliyiz. Tabii ki televizyon ve bilgisayar tamamen kaldırılmamalı ama onların zihinsel kapasitelerini arttıracak zeka oyunlarına, el becerilerini arttıracak etkinliklere, bedensel gelişimlerini arttırmak için spora yönlendirmeli, sık sık onların düşünce becerilerini geliştirecek konular ortaya atıp tartışmalarını ve çok yönlü düşünmelerini sağlamalıyız. Bunu yaparken kaçınılması gereken tek şey söyledikleri ve yaptıklarını "aptalca" olarak nitelendirmemek, bize en saçma gelen fikirlerine bile yargılamadan yaklaşmamaktır.
Ders başarıları için nasıl okula gidiyor, özel öğretmenden ve dershanelerden dersleri konusunda yardım alıyorsak aynı şekilde zihinsel gelişimleri için eğitimcilerden, psikolog ve psikiyatristlerden yardım almalı onların bu alandaki bilgi ve tecrübelerinden faydalanmalıyız. Onların kişisel gelişimlerinin el yordamıyla ulaşabilme çabalarının çok daha ötesinde önemli olduğunu unutmamalıyız.

kaynak: hürriyet.com

17.07.2011

Iyyy! Tiksinç... Peki NEDEN???

Neye göre tiksiniyoruz?
Yaradan sızan iltihabın veya çürümüş etin görüntüsü pek çok kişinin midesini bulandırmaya yeter ve bu gibi zararlı oluşumlardan kaçınmanın da evrimsel bir dayanağının olması muhtemel. Aslında bu durum çok daha derin anlamlarla da ilişkili olabilir. Örneğin tiksinti, ahlak duygusunun ortaya çıkmasına neden olmuş olabilir.
İğrenme duygusunun korkuyla benzer bir evrimsel taban çerçevesinde geliştiği öne sürülüyor.
Londra Hijyen ve Tropik Hastalıklar Fakültesi’nden Valerie Curtis, tiksinmenin korkuyla aynı nedenlerle evrildiği görüşünde. Korku bizleri aslan ya da ayılar gibi avcılardan uzak tutmaktayken, iğrenmeyse parazit ve bakteriler gibi çok daha küçük boyutlu olanlarına karşı bir koruyucu melek olma özelliği  taşıyor. Üstelik iğrenme duygusu, ölümcül bakterileri tanıyarak onlardan uzaklaşan basit nematotlarda (bir yuvarlak solucan) bile görüldüğü şekliyle, hemen her canlıda mevcut.
Tüm bunlar oldukça mantıklı fakat Curtis işin bir başka boyutuna dikkat çekiyor, “Eğer ön bahçenize dışkılasam ya da içtiğiniz kahveye tükürsem ya da toplu taşıma araçlarında sürekli olarak kokulu gazlar üretsem sizleri vücut sıvılarımla tehdit etmiş olurum ve bu nedenle de hoş karşılanmaz. Fakat aslında ahlak kavramının gelişimine yönelik ilk izleri oluşturur. En azından ahlak kurallarını toplum içinde ortaya çıkaran yollardan bir tanesidir, yani yaydıklarınızla diğer insanları hasta etmemek. İnsanların kötü davranışlarıyla ortaya çıkan tiksinti duygusu organik sistemimizle doğrudan ilişkili.
Bu oldukça ilginç bir yaklaşım olmasına karşın, ahlak kurallarının bütününün ortaya çıkışından tamamiyle sorumlu olamaz. Örneğin hırsızlık veya insan öldürmek toplum tarafından ahlaksızca görülen davranışlar olmasına karşın iğrenme duygusuyla ilişkili değildirler. Curtis’in bulmacanın bu parçasına ilişkin düşünceleriyse şöyle: “Hastalık yapan etkenlere en fazla açık olan toplumlar daha fazla kapalı, sıkı ve koruyucu kurallara sahiptirler. Eğer hastalıkların yaygın olduğu bir toplumda yaşıyorsanız iğrenme konusunda daha hassas olacaksınız ve bu da tüm topluluk için geçerli bir hale gelecektir.”
Cornell Üniversitesi’nden David Pizarro ise iğrenmenin evrimsel bir tabanının olduğunu düşünmenin bir çok şeyi açıkladığını düşünmesine karşın yaklaşımın geniş bir yelpazeye uygulanması halinde kafasında soru işaretleri belirdiğini ifade ediyor, “Örneğin bir enfeksiyon salgın halini aldığında, insanların buna özellikle dikkat ettiklerini ancak bundan kaçınmaya yönelik olarak özel bir sistem geliştirmediklerini düşünüyorum.”


kaynak:http://www.ntvmsnbc.com/id/25168883/

15.03.2011

12 HAYVANLI TÜRK TAKVİMİ

Uygarlıklar tarih boyunca çeşitli takvimler kullanmışlardır. Bugün bile bazı devlet ve halklar farklı bir zaman-hesap sistemi kullanmaya devam etmektedir.
Türk alemi güneş yılını kendilerine has bir usulle yürütmüş, her yılı bir hayvan ismi ile adlandırmış, söz konusu hayvanın tabiatı üzerine yorum getirmişlerdir.
1. Sıçan Yılı: Fare senesi gelince hoşluk olur. Sene ortasında çok yağış olur. Sene sonunda fitneler uyanır. Cenk olur, niceleri kana boyanır. Kış, hem uzun hem soğuk olur. Fareler buğdayı yağma eder. Senenin başlarında doğanlar zeki ve iyi huylu olurlar. O yılın ortasında doğanlar, kötü huylu ve yalancıdırlar. Sene sonunda doğanlar, kötü işli, haset ve düzenbaz olurlar.
2. Sığır Yılı: Bu yılda yıldırımlar ve gök gürültülü yağmurlar olur. Kışın tipiler çok olur, kar çok yağar, kış uzun sürer. Buğday ve her çeşit meyve çok olur. Hastalık çok olur, baş ağrısı artar. Fitnelerden dolayı melikler gamlı olurlar. Dört ayaklılara helak erişir. Kışı şiddetli ve kısa olur. Meyveler soğuktan mahvolur. O sene doğan kızlar, oğlanlar, başkalarını işiyle meşgul olurlar.
 Senenin ortasında doğan, nurlu, zeyrek, güzel yüzlü ve mesrur olur. Senenin sonunda
 doğan, gönlü gamlı ve teni hasta olur.

3. Bars (Kaplan) Yılı: Bu yılda halk arasında düşmanlık ve adaletsiz işler olur. Padişahlar arasında geçimsizlik olur, sükunet yoktur. Yazın buğday ve meyvelere afet gelir, yani kuvvetli zelzeleler olur. Denizde dalgalı tufanlar olur.Halka düşmanlıkla öfke düşer. Zanaatkarların çoğu insanlara verdiği sözde durmazlar. Herkes korku ve karışıklığa düşer. Isıran canavar çok olur o zaman. Kış çok soğuk olur. Gözler ve nehirlerin suyu çok olur. Ortasında doğan, olgun olur. Sonunda doğan peynirci ve tembel olur.

26.02.2011

Susan Yazı...

Tunus, Mısır ve Libya'daki olayları sizler de benim gibi içiniz cızlayarak takip ediyorsunuz değil mi? Ortadoğu tarih boyunca hep kaosun var olduğu bir bölge oldu. 
 'Gizli Hedef' sonrasında daha gelişmiş versiyonuyla 'Risk' oyununu bilmeyenimiz yoktur sanırım. Yine de bilmeyenler için özet geçeyim. Monopoly gibi bir masaüstü oyunudur. Dünya haritası belirli parçalara ayrılmıştır. Oyun başında tüm oyuncular görev kartlarından kendi gizli hedeflerini belirlerler. Örneğin Amerika kıtasını ele geçirmek, Afrika kıtasını ele geçirmek, vs. gibi ve bu hedeflerini gerçekleştirmek adına zar atarak belirli stratejiler dahilinde hedeflerini gerçekleştirmeye çalışırlar. Hedefini ilk gerçekleştiren oyunu kazanır. Oyun derken aslında kendi savaşını kazanmış olur. Oynaması oldukça zevkli, taktik gerektiren, işin içinde zar olduğu için şansınızın da yaver gitmesi gereken çocukken en sık oynadığımız oyunların başında gelirdi kuzenlerimle birlikte. İnanmayacaksınız belki ama o zaman bile en çok çatışma harita üzerindeki Ortadoğu bölgesinde gerçekleşmekteydi. Ortadoğuyu tüm oyun boyunca elinde tutmak çok zordu çünkü sürekli saldırılan bir bölgeydi, işgal ettiğin zaman da en çok askerini o bölgeye kaydırman gerekiyordu hem hedefini gerçekleştirmek için işgal ettiğin yerlere yenisini eklemek hem de işgal ettiklerini kaybetmemek için. Yani Ortadoğunun önemini daha çok küçük yaşlardayken idrak etmiş bulunmaktaydık.
Zengin maden kaynaklarına sahip, tüm semavi dinler için oldukça önemli yani tüm dünyaca hem maddi hem manevi değeri yüksek olan bir bölge Ortadoğu.
Bu son karışıklıklar sizlere de Ortadoğu ile ilgili bildiğimiz kıyamet alametlerini hatırlatmadı mı?
Ahir zamanda olduğumuzun bilincindeyiz... Tam olarak bilincindeyiz diyemeyiz de aslında biliyoruz ama çaktırmıyoruz mu demeliyim, biliyoruz da bilmemezlikten geliyoruz mu demeliyim, ne desem bilemedim. Nefis işte boş durmuyor... Şeytana bile pabucunu ters giydiriyordur belki de.
Acaba bu olaylar Hz. Mehdi'nin gelişinin daha da yaklaşmış olmasının bir belirtisi olabilir mi? Eğer öyleyse benim bu kadar heyecanlanmam, Hz. Mehdi'yi ve sonrasında gelecek olan Hz.İsa'yı görebilme ihtimalimi düşünüp, İslamın yeniden şahlanışına tanık olabilmeyi ümit edip mutlu olmam normal değil mi?
Öyle hassas bir konu ki benim gibi bu konuda ehil olmayan biri için yorum yapması bile sıkıntılı, yanlış birşey söylemekten çekiniyor insan ki çekinsin de zaten ağzı olan konuşmasın lütfen ama tepkisiz de kalınmasın. Allah yardımcımız olsun, dua ile...
O zaman ne diyelim Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler ....