30.09.2010

BİLİM KURGU FİLİMLERİ GERÇEK OLDU

Rusya'daki özel bir firmanın, ilk ticari uzay istasyonunun yapımına 2016' da başlayacağı bildirmesi dünyalıların tatil anlayışını değiştireceğe benziyor. AA'nın haberine göre Merkezi Moskova'da bulunan 'Orbital Technologies' yönetim kurulu başkanı Sergey Kostenko, ilk ticari uzay istasyonunun yapımı ve işletiminin Rus Federal Uzay Ajansı ile birlikte gerçekleştirilmesinin planlandığını belirterek, burada uzay turistleri ve

29.09.2010

FACEBOOK TELEFONU MU GELİYOR?

İnternete sızan bilgilere göre 500 milyon kullanıcıyı geride bırakan Facebook kendine ait bir cep telefonu geliştirme adına çok gizli bir proje yürütüyor. Web tabanlı hizmetler konusunda uzman ve Facebook’un iPhone uygulamasının ardındaki isim Joe Hewitt ve Google’ın Chrome işletim sistemi ekibinden Facebook’a geçen Matthew Papakipos adlı iki çalışanının yönettiği ekip çalışmalarına tam gaz devam ediyor. Ancak teknik detaylar hakkında henüz hiçbir ipucu yok.

Kaynak:radikal.com

27.09.2010

BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİ

Çocukken kafamı en çok kurcalayan konuların başında Bermuda Şeytan üçgeninin sırrı gelmekteydi. Ortaokul ve Lise yıllarımda öğretmenlerime bu konuyla ilgili pek çok soru sorduğumu hatırlarım. Malum ya bizim çocukluğumuzda öğretmen herşeyi bilir mantığı vardı. Ama ben ne yazık ki sorularıma hiçbir zaman net cevaplar alamadım..Genelde geçiştirildim..Fakat günümüzde Jeofizikçiler bu sırrı çözmeyi başardı.
Bermuda Şeytan Üçgeni; pek çok gemi ve uçağın hiçbir enkaz bırakmadan kaybolduğu iddia edilen, Atlantik Okyanusu’nun Güney ve Kuzey Amerika’yı birbirinden ayıran ve Bermuda, Porto Rico ve Miami sahilleri arasında kalan üçgen şeklindeki bölgeye verilen isimdir.

Bermuda Şeytan Üçgeni’nin efsaneleşmesine sebep olan ilk vak’a 1945 yılında meydana gelir. Beş adet savaş uçağı rutin görev uçuşu için Florida’daki üslerinden havalandıktan sonra pilotların lideri, telsizden kontrol kulesine şöyle bir mesaj anons eder:

26.09.2010

Elektronik Cihaz Temizleme Kılavuzu

Netbookumuzdan laptopımıza cep telefonumuzdan fotoğraf makinemize tüm bu elektronik cihazların temizliği büyük bir sorun. Bu konu ile ilgili öyle güzel, eğlenceli ve faydalı bir yazı buldum ki üzerinde hiçbir değişiklik yapmadan olduğu gibi sizlerle de paylaşmak istiyorum.

Elektronik cihaz temizleme kılavuzu
Bilgisayar monitörün parmak izi ile doluysa, klavyen kurumuş kola sayesinde yapış yapışsa, cep telefonunda kulak izin çıkmışsa, temizlik vakti geldi demektir. Peşinen uyaralım, temizlik işlemleri sırasında cihazının kapalı olduğuna emin ol.

Televizyonlar ve monitörler:
Annenin monitörlere camsil ile girişmesine izin verme. Ekranlarımız, tüplü televizyonlar gibi cam kaplı değil; anti statik kaplamalardan matlık sağlayan katmanlara kadar türlü bariyerlerle örtülü. Alkol, amonyaklı temizleyiciler ve hatta özel LCD ekran temizleyiciler, mikro çatlaklardan cihazların içine sızabilir ve uzun vadeli kullanımda koruyucu kaplamalara zarar verecektir.
Peki çare nedir? Su! Saf su bulabilirsen daha iyi, yoksa içme suyu işini görür. Sadece su ile nemlendirilmiş bir bez, temizlik için yeterli. Marketteki temizlik reyonundan mikrofiber bir bez satın almanı öneririz. Sıradan pamuklu kumaş kullanırsan, ekranın kumaşın lifleri ile kaplanacak. Bu durumda kağıt mendil ile bir kez daha üzerinden geç. Dikkat; kağıt havlu değil, kağıt mendil ya da tuvalet kağıdı. Kağıt havlu bile, monitörlerin için haşin kalıyor.

Cep telefonları, müzik çalarlar:
Cep telefonları, müzik çalarlar ve medya oynatıcıların ekranları için alengirli çözümlere gerek yok, nemli bir bez işini görecektir. Alkolü aklından bile geçirme. Tuş takımı, mikrofon, hoparlör, şarj yuvası, hafıza kartı girişi için, eski bir diş fırçası ve kürdan öneriyoruz.
Bazı girişlerin üzeri, ince metal ızgaralarla kaplanmış olabilir, çoğu telefonun mikrofonu ve hoparlörleri böyledir. Bu durumda diş fırçası, tozu dışarı çıkarmak yerine içeri itecektir. Izgaranın üzerine bir seloteyp yapıştırıp hızla çekmeyi dene.

Dizüstü bilgisayarlar:
Monitör temizliğinin üzerinden zaten geçmiştik. Gövde temizliğini, bir ölçü alkole iki ölçü su karıştırarak yapabilirsin. Elinin altında saf alkol yoksa, anti bakteriyel temizlik jelini de suyla karıştırabilirsin.
Dizüstü bilgisayarının klavyesini temizlerken, tuşları sökmeyi aklından bile geçirme. Ofis eşyası satan mağazalarda, bu iş için satılan basınçlı hava spreyleri var. Tuşların arasında sıkışmış susamları, bu spreyle çıkarmayı dene. Elektrikli süpürge de deneyebilirsin ama üflemek, çekmekten daha iyi bir çözüm. Fan yuvaları için yapabileceğin tek şey, süpürgeyi dayamak. Temiz fan yuvaları, daha sakin çalışan fanlar ve daha uzun pil ömrü demek. USB, kart yuvası, şarj girişi gibi oyuklar için eski dost diş fırçasına güvenebilirsin.
Trackpad’i sadece suyla temizle, asla alkol değdirme. Bilek ve avuçlarının sürekli değdiği yerdeki renk değişiklikleri için de aseton kullanabilirsin.

Masaüstü bilgisayarlar:
Bilgisayarın kasa içi temizliği için, basınçlı spreyleri öneriyoruz. Bu spreylerden bulamazsan, elektrik süpürgesi çalışırken yumuşak bir boya fırçası veya sulu boya fırçası ile kartların, işlemcinin ve fanların tozunu almayı dene. Eğer süpürge olmadan fırçalarsan, tozları sadece bir yerden başka yere taşımış olacaksın.Masaüstü klavyesinin tuşları sökülüp takılabilir. Tuşları söküp, sabunlu su dolu bir naylon torbaya atıp, ağzını bağladığın torbayı sıkıca çalkalamanı öneririz. Bu sırada klavyenin içindeki kirleri süpürgeyle vakumlayabilirsin. Daha sonra tuşları bir havlu üzerine bekletip kurutabilirsin.
Klavyenin üzerine dökülen kola türü şekerli içecekleri, sabunlu suyla nemlendirilmiş bir bezle silebilirsin. Klavyeler hassas ürünler değildir, elektrik olmadığı müddetçe nemli bezle silmende sakınca yok. Alkol ve su karışımını önermiyoruz, alkol şekeri çözmediği için kuruduğunda yapış yapış olacaktır.

Kameralar:
Objektifteki lensler hemen toz toplar. DSLR kullanıyorsan, zaten bir temizlik kiti almışsındır. Cep tipi makinelerden kullanıyorsan, birkaç liraya acıma ve mutlaka mikro fiber bir bez satın al. Önce lensin üzerindeki tozlardan kurtulmalıyız. İğnesini ayırdığın bir şırınga ile lense hava üfleyebilirsin. Tükürüklerine hakimsen, ciğerlerin de iş görür. Tozlardan kurtulduğuna eminsen, dairesel hareketlerle temizliğini yap. Bezin bir kez lense değen kısmının, bir daha değmemesini sağla, hala gözle görülmeyen ama lensini çizecek tozlar kalmış olabilir.

Paslanmış pil yuvaları:  
Elektroniklerin kendi şarj edilebilir bataryalarının, sıradan pil kullanan cihazların ve hatta kablosuz ev telefonları şarj eden sabit ünitelerinin bağlantı noktaları zamanla kirlenebilir. Bunları temizlemek için silgi ideal. Alengirli kısımları temizleyebilmek için kurşun kalemlerin arkasındaki silgilerden kullanabilirsin. Bu işlem, bataryaların ömrünü uzatacak.

Bu ve bunun gibi birçok faydalı ve eğlenceli yazıyı http://www.istegenc.com.tr/ sitesinden okuyabilirsiniz. (:
kaynak: http://www.istegenc.com.tr/

24.09.2010

CERN' DE MÜTHİŞ GELİŞME

Yüzyılın en büyük deneyi olarak kabul edilen ve kozmosun sırlarını çözmek için yürütülen Büyük Patlama deneyinde yeni bulgular ortaya çıktı.

Bilim adamları, kainatın oluşumu konusundaki araştırmalarında yeni bir fenomen keşfettiklerini düşünüyorlar.

Büyük Hadron Çarpıştırıcısı (BHÇ) adlı dev atom çarpıştırıcısında Büyük Patlama ortamını yaratmaya çalışan Avrupa Nükleer Araştırmalar Merkezi'nin (CERN) internet sitesinde yapılan açıklamada, BHÇ'nin yaklaşık 6 ay süreyle çalıştırılmasından sonra, deneylerin potansiyel olarak yeni ve enteresan fenomenlerin işaretlerini vermeye başladığı belirtildi.

23.09.2010

PİRAMİTLERİN SIRRI TEKNOLOJİ SAYESİNDE ÇÖZÜLEBİLECEK Mİ?

Piramitler nasıl inşa edildi?
Bu soru yüzyıllardır bilim adamlarının, tarihçilerin kafasını kurcalıyor ve herkes bu sırrı öğrenebilmek için uğraşıyor. Uzaylılardan tutun da kayıp kıta  Atlantis'in teknoloji olarak çok ileri halkına kadar bir çok teori üretildi durdu. Çünkü örneğin Keops piramidi 20 yıl içinde 150 m yüksekliğe kadar kaldırılan her biri 2,5 ton ağırlığındaki 2.300.000 adet kireç taşı kullanılarak inşa edilmiştir. Toplam ağırlığı 5.5 milyon ton olan bu taşların bu süre zarfında dizilebilmesi için her 2,5 dakikada bir taşın yerine oturtulmuş olması gerekmektedir. Bu nedenle de günümüzde piramitlerin en anlaşılmaz yönlerinden biri nasıl inşa edildiğidir. 

21.09.2010

ARKADAŞIM EŞEK

İnsanoğlu çoğu zaman yapılan beceriksizlikleri eşeklikle nitelendirse de aslın da bu sevimli hayvan tahminlerimizden çok daha akıllıdır.. Eşek iyi bir kılavuzdur. Gittiği yolu hiç unutmaz ve o yoldan asla şaşmaz.. Bu nedenle de eskiden büyüklerimiz deve ya da katır kervanlarının önüne daha önce bu yoldan gitmiş bir eşeği kılavuz olarak koyarlardı.. Yine atalarımızın ''eşek bir defa çamura düşer ''deyimi de oldukça doğru bir tespittir. Ve yine inanmayacaksınız ama bu hayvan çok iyi bir yol mühendisidir. Evet yanlış duymadınız... Bu akıl küpü hayvan yokuşları en fazla %7 eğimle ve kısa mesafelerde virajlar alarak çıkar.
Hatta bu konuda çoğumuzun bildiği meşhur bir de Anadolu fıkrası vardır:

1950'li yıllarda Amerikalı mühendisler Türkiye'ye gelmiş. Bir kısım imar çalışmalarına rehberlik ediyorlarmış. O zamanlarda yol güzergahını belirleyecek alet yok, eleman yok.. Mühendisler eşeği yokuşa sürüyorlar, arkasından şerit metre çekiyor ve eşeğin ayak izlerine kazık çakıp istikamet belirliyorlarmış. Bunu gören Amerikalı mühendis ne yaptıklarını anlayamamış ve sormuş:
-Ne yapmaya çalışıyorsunuz böyle?
-Rampada yolun güzergahını belirliyoruz..
-Nasıl yani anlayamadım?
-Eşek %7 eğimin üstüne çıkmaz, biz de eşeğin ayak izlerine kazık çakıp rampada yol güzergahı belirliyoruz.
Amerikalı mühendis katılarak gülmeye başlamış ve kendine gelince merakla sormuş:
-Peki eşek bulamayınca ne yapıyorsunuz?
Yetkili mühendis cevap vermiş:
-Amerikadan mühendis getiriyoruz:))
alıntı

19.09.2010

Yoğurt Koydum Dolaba...

Yoğurt Türk kültürünün bir parçasıdır. Evet evet, sadece Türk mutfağının değil Türk kültürünün bir parçasıdır. Öyle ki üzerine türküler yakılmış, atasözlerine-fıkralarımıza konu olmuştur.
Yoğurdun faydaları ise bugün tüm dünyada bilinmekte, tüketimini artırmanın yolları aranmaktadır.
Peki büyük marketlerden ambalajıyla aldığımız bıçakla kes çatalla ye modundaki yoğurtlar ne kadar sağlıklı bunu tabi ki test etmeden bilemiyoruz ama eskiden benim çocukluğumda yoğurtlar ekşi olurdu. Bir hafta dolapta durdu mu zaten iyice ekşir bozulmaya başlar annelerimiz tarafından çorba yada ayran yapılırdı.
Ama şimdi ki yoğurtlar öyle mi? Günlerce dolapta hiç bozulmadan kalabiliyorlar, tatları da hiç çocukluğumdaki yoğurtlara benzemiyor oldukça tatlı sayılırlar o zamankilere nazaran. Bu kadar geç bozulması içindeki kimyasalların sebebidir diye geliyor insanın aklına. Bunun yanı sıra bir devlet üniversitesinde veterinerlik fakültesinde profesör olan eski ev sahibimiz yoğurdunu hala daha evde kendisi yapmaktaydı bize de dışarıdan yoğurt almamamız konusunda sıkı sıkı tembihler, kendi el yapımı yoğurtlarından bize de ikram ederdi. El yapımı yoğurtla hazır yoğurt arasındaki farka dikkat çekmek için hazır yoğurtların o kadar katı ve şekilli olmasının sebebini içine duvar kağıtlarının yapışmasını sağlayan tutkalımsı bir madde konulmuş gibi düşünün örneğiyle pekiştirir bizi hazır yoğurtlardan tamamen soğuturdu.
Dediğim gibi hazır yoğurtların sağlıklı olup olmadığına kesin karar verilmeden önce üzerinde tartışılası uzun uzun incelenesi araştırılası bir konu ama ev yapımı yoğurdun yerini  tutamayacağı da bir gerçek.
Yoğurdun faydalarına baktığımızda ise gerçekten say say bitmez dedirten cinsten.
Bu protein deposunun ilk aklıma gelen faydası gıda zehirlenmelerine karşı koruyucu olmasıdır. Ben bunu bizzat test edip onayladım. Şöyle ki minik bir yavru kedimiz vardı bahçede fareler için konulan zehirli maddelerden birini yemişti, çok korkmuştuk o an aklımıza kediye yoğurt yedirmek geldi. Kedicik Tarçın, yoğurdu yedikten sonra söylemesi ayıp içi dışına çıkarcasına istifra etmiş sonra da çok şükür iyileşmişti. Sizin de aklınızda bulunsun!!!
Sonra bağırsak sistemi üzerine faydaları artık herkes tarafından kabul edildi. Sindirim ve gaz problemi yaşayanlar için oldukça faydalı.
Rahatlatıcı, serinletici etkisi olduğu da bir gerçek. Hatta kolon kanserine karşı koruyucu olduğu söylenmekte. Kolestrolü düşürücü, bağışıklık sistemini güçlendirici, ağız ve diş sağlığı için önemli, zayıflamaya da yardımcı olduğu da bir hakikat.
Sütün fermantasyonu sonucu oluşan yoğurt alkolsüz içecek sektörünün büyük bir kısmını elinde bulunduran gazlı içecek sektörüne de iyi bir alternatif aslında. Yoğurttan yapılan o buz gibi leziz ayranlar hem serinletici hem de gazlı içeceklerin yerini alabilecek, dolabımızda bulunması gereken sağlıklı bir içecek.
İçinde meyve parçacıklarıyla da güzel ve sağlıklı bir atıştırmalık benim için.
Tüm bu sohbetin üzerine fonda 'Yoğurt koydum dolaba ellere vay, bugün başım kalaba ellere vay' türküsüyle bol yoğurtlu günler diliyorum ((:

18.09.2010

Neden Yemek Seçiyoruz?

      Şahsen çok yemek seçen biri olarak bu konunun araştırılmaya değer olduğunu düşünenlerdenim. ADB- DUKE Üniversitesindeki bilimadamları da benimle aynı görüşte olmalılar ki bu konu hakkında detaylı bir çalışma içersine girmişler.
Yemek seçme problemi diğer birçok sorun gibi genetik faktörlere dayandırılıyor. Zaten eğer birşeyin nedenini bulamıyorsak genetiktir genetik diyip kestirip atıyoruz. Eğer genetik olsaydı anne-babanın yemediği birşeyi çocuklarının da yememesi gerekirdi ki bugüne dek aile boyu bir seçicilikle karşılaşmadım doğrusu. Lakin daha geniş kapsamlı düşündüğümüzde her toplumun atalarından gelen bir yemek kültürü olduğuna göre bir Türk'e bir Japon'un yediği gibi böcek ızgara, böcek cız-bız yediremiyeceğimizi varsaydığımızda bu tez de oldukça mantıklı geliyor kulağa.
Bununla birlikte bence tamamen psikolojik bir olgu yemek seçmek. Kendimde bir yemek seçer olarak gönül rahatlığıyla dile getiriyorum bu tezimi. Mesela vejetaryanım diyemem ama et yemem ben ne kırmızı et ne tavuk ne balık, çorba içmem, ıspanak sevmem, şerbetli tatlıların tadına bile bakamam, şehriyeyi hiç sevmem, armudu, muzu, cevizi de yiyemem, siyah çay da içmem, hatta öyle ki minik boncuk makarnayı yiyebilirken fiyonk yada burgu şeklindeki makarnayı bile yiyemem yani şekilden bile nem kaparım, dereotu varsa bir yemekte mutfağa bile giremem, onu yemem bunu yemem liste yapsam böyle uzar gider işte maalesef ... Tüm bunları yemememin ise tek bir sebebi var: Bu gıdaların tadını veya kokusunu beğenmemem. Sırf yemiş olmak için de yemek saçma geliyor açıkçası bana. Bir nebze de olsa zevk almalı kişi, damağına hitap etmeli değil mi ama yedikleri?
Bilim adamlarının bu konuya da en kısa zamanda bir çözüm getirmesini bekliyoruz. Öne sürüldüğü gibi yemek seçme konusunda  genetik faktörlerin mi, çevresel faktörlerin mi yoksa psikolojik faktörlerin mi daha baskın olduğunun bulunması, yemek seçme sorununa bir çözüm getirilmesi en çokta ebeveynlerin işine yarayacak sanırım.
Ne olursa olsun; Her besinin tek tek çok değerli olduğu muhakkak ama o bilince gelmek için de daha kırık fırın ekmek yemek gerek bu da bir hakikat ...

15.09.2010

Hayatı SOL'dan Yaşamak

Beynin sol yarım küresi vücudumuzun sağ tarafını, sağ yarım küresi de sol tarafını yönetmektedir. Dolayısıyla beynin sağ lobunun sol lobuna göre daha gelişmiş olması durumuna, genel olarak günlük işlerde sol elin, ayağın vs. sağ el, ayağa göre daha baskın kullanılmasına solaklık denmektedir.
Solaklığın nedeni konusunda tıp dünyasında kesin bir sonuca varılmamakla birlikte genetik faktörlere, bebeğin anne karnındaki gelişimine bağlı olduğu şimdilik daha yaygın olarak kabul edilegelen görüşlerdendir.
Solaklığın nedeni bilim adamları tarafından araştırıladursun solak kişilerin yaşadığı gündelik sorunlar onların toplum tarafından sakar olarak nitelendirilmelerine hatta sağaklara göre daha az yaşamalarına sebep olmaktadır. 
Sağaklara göre kurulan bir dünya düzeninde solakların yaşadığı gündelik sorunlara baktığımızda ise birçok solakdaşım tüm bu yazdıklarımla benimle aynı fikirde olacaktır. (:

  • Solak olduğunuz anlaşıldığı an büyüklerinizden sağak olmaya teşvik konusunda bir baskı görürsünüz ki  sizi solak olarak kabul etmelerini sağlamak en büyük sıkıntılardan biridir aslında, 
  • Cetvel, makas, bıçak, cezve, kepçe gibi araçları kullanmaları sağaklar anlamasa da solaklar için bir mucize mahiyetindedir.
  • Büyükşehirlerde yaşıyor akbil veya ego kartı kullanıyorsanız üstüne üstlük birde solaksanız akbili basarken veya ego kartıyla turnikeden geçmeye çalışırken herkes sağ eliyle kartını okutup soldaki turnikeden geçmeye çalışırken siz sol elinizle kartı okutup sağ taraftaki bambaşka bir turnikeden geçmeye çalışırsınız ama başarılı olamazsınız ta ki karşıdan sizi görüp uyaran güvenlik görevlisinin ikazına dek (:
  • Okul dönemi başlı başına bir sorundur zaten. Sıra arkadaşınızın da solak olma ihtimali çok düşük. Dolayısıyla siz hep solda oturmak zorunda kalan taraf olursunuz kollarınızın çarpışmaması için. Sıra değil de kolçaklı sandalye varsa bir de daha büyük bir problem sizi bekliyor demektir çünkü hiçbir zaman aradığınızda sol kolçaklı bir sandalye bulamazsınız. Sağ kolçaklı bir sandalyede eğri büğrü oturur yada yandaki boş sandalyenin kolçak kısmını da işgal edersiniz.
  • Saatinizi sağ kolunuza takarsınız dolayısıyla saatinizi ileri-geri almak istediğinizde buton terste kalacağı için kolunuzdan çıkarmak zorundasınızdır.
  • Mouse kullanıyorsanız mouse PC'nizin hep solundadır ve sizden sonra gelen kişinin mouse un burada ne işi var diye tepkisine maruz kalırsınız ayrıca herkesin tıklama işi için kullandığı işaret parmağı yerine siz orta parmağınızı bu konuda üstün beceri sahibi yaparsınız.
  • Birçok teknolojik eşyayı (telefon, fotoğraf makinesi, klavyedeki numberpad, vs.) kullanmakta zorluk çekerseniz, düğmeler hep ters tarafa konmuştur çünkü.
  • El sıkışırken önce sol elinizi uzatır gayri ihtiyari karşıdaki kişinin ufak bir şaşkınlığından sonra 'Şakacı seni!' ithamıyla karşılaşırsınız halbuki siz sadece solaksınızdır.
  • Hele bir de bayansanız ilk etapta tığ tutamaz, kanaviçe işleyemez, örgü öremezsiniz. Bunları öğrenmek  için ekstra ekstra çaba sarf etmeniz gerekir. Hemcinsleriniz inci inci çeyiz dizerken siz onları seyredersiniz. :p
  • Trafiğin sağdan aktığı bir ülkede yaşıyorsanız ki büyük ölçüde öyle araba kullanmakta bir sanat oluyor sizin için. Otomatik vites her türlü kurtarıcınız olur.
  • Cicili bicili kupalar alıp bir şeyler içmek istediğinizde asla o beğenerek aldığınız kupanızın figürünü göremezsiniz.
  • Ambalajlı bir ürünü açmak istediğinizde açma yerini bulana kadar akla karayı seçersiniz.
  • Kapıları, dolapları, pencereleri açarken hep kolların, kulpların neden ters takıldığını düşünürsünüz.
  • Musluklarda eliniz farkında olmadan hep önce sol tarafa gider ve sıcak su temasıyla kendinize gelirsiniz.
  • Sizi sol elinizle yazan biri gördüğünde nedense şaşırıp sanki çok anormal bir durummuş gibi 'A! sen solak mısın?' sorusuna muhatap kalırsınız.
  • Yazdığınız yazıyı göremezsiniz. Kara kalem veya mürekkep kullanıyorsanız eliniz yazdıklarınızın üzerinden geçtiğinden hiç temiz kalamazsınız.
  • Ve daha niceleri ...
Lakin solaklık gerçekten bu kadar negatif bir şey midir? Bir solak için tüm bu olumsuzlukların yanında oldukça da eğlenceli bir şeydir aslında.
Mesela;

  • Burası benim tersime geldi deyip otobüslerde istediğiniz özellikle de cam kenarına geçme şansı tanır size,
  • Okul döneminde öğretmenler düzgün oturun, kağıtlarınızı kapatın diye uyarırken siz sağa dönmüş bir şekilde ben solağım diğer türlü oturamıyorum deme lüksüne sahipsiniz,
  • Solaklar zekidir tezini arkanıza alıp yürü ya kulum modunda dolaşabilirsiniz.
  • Birçok spor dalında kendinizi geliştirip bu özelliğiniz sayesinde başarılı bir sporcu (futbol, tenis, ekstrim, vs. ) olabilirsiniz.
  • Dünya nüfusunun yaklaşık %10-%15 inin solak olduğu bilindiğine göre bu ayrıcalığın tadını çıkarabilirsiniz.
  • Diğer solakdaşlarınızla daha kısa sürede iletişim kurup, diğer insanlara göre çok daha kısa sürede kaynaşabilirsiniz. Yaşasın solak kardeşliği moduna geçebilirsiniz.
  • Genelde de zaten dikkat çeken biri olursunuz.
Yani dezavantajları avantaja rahatça çevirebilirsiniz.

Tüm bu avantaj-dezavantajın yanı sıra geçmişten günümüze birçok toplumda solaklık çok da hoş karşılanan bir durum değildir. Avrupa'da Ortaçağ döneminde solaklara cadı damgası vurulmuş ve sol tarafında beni olan kadınların yakıldığı rivayet edilmektedir. Japonya'da ise evlendikten sonra eşinin solak olduğunu öğrenmek boşanmayı meşru kılan sebeplerden biri sayılmakta imiş. İslam dünyasında da sol elle yemek yemenin haram kılındığını biliyoruz. Şeytanın sol elle yemek yiyor olması, geçmişten bugüne birçok resimde solak olarak çizilmiş olması solaklığın birçok toplum tarafından hoş görülmemesinin altında yatan sebeplerden olabilir.

13 Ağustos'un Dünya Solaklar Günü olarak kutlanıldığını hatırlatır, bu dünyada yalnız olmadığınızı belirtmek isterim.

Bir gün bile olsa dünyayı sol tarafından yaşamak dileklerimle ... 

13.09.2010

Su Canlı Mıdır ?

Suyun canlı olup olmadığı yıllardır süregelen bir tartışma konusu iken Japon bilim adamı Dr. Masaru EMOTO bu tartışmaya bambaşka bir boyut getirdi.
Dr. Masaru EMOTO'ya göre yapılan deneyler sonucunda temiz kaynaklardan gelen veya kendilerine güzel, sevgi dolu sözcükler söylenen, klasik müzik dinletilen su örneklerinin parlak, simetrik ve düzgün desenli olduğu; buna karşılık pis kaynaklardan gelen, sürekli kötü söz söylenen, heavy metal dinletilen su örneklerinin koyu renkli, asimetrik ve dağınık olarak resmedildiği gözlemlenmiştir.


Bundan birkaç yıl önce Discovery Channel'de yayınlanan MYTHBUSTERS programında da bunun bir deneyi yapılmış, içinde sürekli olarak klasik müzik ve heavy metal müzik çalınan iki ayrı sera oluşturulmuştu. Bunun yansıra içinde klasik müzik çalınan seraya gidip sürekli güzel şeylerden bahsedilmiş, sevgi dolu sözcükler ifade edilmiş; heavy müzik çalınan seraya gidildiğinde ise bağırılıp çağrılmıştı ve deney sonunda içinde klasik müzik çalınan seranın bitkilerinin daha güzel büyüdüğü gözlemlenmişti.
Ki zaten annelerimiz tarafından bilinen bir gerçek çiçeklerle konuşulduğunda daha güzel büyüdükleri değil midir? Annelerin tezi de bir bakıma gerçeklik kazanmış oluyor böylece.
İnsan vücudunun da %65-70'inin sudan oluştuğunu düşündüğümüzde insanlara pozitif veya negatif yaklaştığımızda ne takım sonuçlar alacağımızı tahmin etmek artık çok da güç olmasa gerek...
Kendimize sürekli olarak pozitif telkinlerde bulunmamız hem beden hem de ruh sağlığımız için oldukça önemli gözüküyor.
Bunun yanı sıra suda daha birçok keşfedilmeyi bekleyen gizemin olduğunu düşünenlerdenim lakin tüm bu gizem suya canlılık vasfını verir mi hep birlikte bakalım isterseniz.
Su bildiğimiz gibi 2 hidrojen 1 oksijen atomundan meydana gelen bir maddedir. Oksijen ve hidrojen ayrı ayrı gaz olmalarına rağmen bir araya geldiklerinde sıvı olan suyu, hatta hidrojen yakıcı oksijen yanıcı bir madde olmasına rağmen bir araya geldiklerinde söndürücü özellikteki suyu oluşturmaktadırlar.
Yapıtaşlarına baktığımızda herhangi bir canlılık özelliği göstermiyor ama insanın da topraktan yaratıldığını düşündüğümüzde suyun kimyasal yapısı sorumuzun yanıtını bulmak için bir ipucu vermiyor bize.
O zaman canlıların ortak özelliklerine bakıyoruz. Günümüz dünyasında bir maddeye canlı diyebilmemiz için;
* Hücrelerden oluşması,
* Beslenmesi,
* Solunum yapması,
* Boşaltım yapması,
* Üremesi,
* Hareket etmesi,
* Büyüme ve gelişmesi,
* Uyarıcılara tepki göstermesi yani irkilmesi gerekmektedir.

Su bu özellikleri taşımadığı için günümüz bilim dünyasında canlı olarak nitelendirilemez bence.
Lakin cansız varlıkların canlılığı konusu bence hala araştırılmayı, keşfedilmeyi bekleyen bir sırlar bütünü olarak gizemini sürdürmekte...